7 Şubat 2012 Salı

'' Ömer Seyfettin, Yüksek Ökçeler'' ve Topuklu Ayakkabılar:))


Eminim bir çoğunuzun çocukluğunda okuduğu ilk kitaplardan biri de sevgili Ömer Seyfettinin  Yüksek Ökçeler' idir. Bu kitap benim için hep çok anlamlı olmuştur. Birçok insanın yüzleşmekten korktuğu sorunlara, durumlara nasıl yaklaştığını görüp, hayatımda seçimler yapmam gerektiğini ilk olarak bu güzel öykü kitabında görmüştüm... ''İstediğim şey ne? '' diye sormuştum kendime, gerçek olmayan bir dünya yaratıp orada mutlu olmak mı, acı da olsa gerçeklerle yüzleşip, gerçek mutluluğu aramak mı?

O zaman kendime sonucu ne olursa olsun gerçekleri istediğimi söylemiştim, çok çocukça bir cevaptı. Bu soruyu bugun soruduğum da verdiğim cevap değişmedi, hala çocuk tarafım mı cevaplıyor sorularımı yoksa o zamandan olgun bir yanıt mı vermişim bilemiyorum ama bir çok durumda risk almamı sağlayan bu yanım bana şimdiye kadar hiçbir şey kaybettirmedi. Hazır ökçeler, ayakkabılar falan demişken hemen internetten birkaç ayakkabı beğendim. Bu güzellikler nelerle kombinlenir sizce?


Ben bol beyaz  elbiselerle güzel olabilir diye düşündüm, hani şu robadan dedikleri...
Etekleri uçuşan uçuk sarı bir elbise:)
Skinny jean ve üstünde çizgifilm karakterleri olan beyaz bir t-shirtle!


Benim tam bu ayakkabıya göre elbisem var!

Hepimizin dolabında olması gereken bir klasik:)
Bu ayakkabıyı giyebilir miyim? bilmiyorum, ama harika göründüğü kesin!!

DIY için çok uygun bir model değil mi? :)

Zara' da çok benzerini almayıp sonra bin pişman arayıp bulamadığım ayakkabıya çok benziyor! Herşeyle giyilebilecek kadar güzel! 

(alexander-mcqueen-gold-butterfly-shoes-spring-summer-2011)  Beyazı bir  moda bloğunda gelinliklerle  kombinlenmişti, bunu sizin hayal gücünüze bırakıyorum!


4 Şubat 2012 Cumartesi

Muğla Dalyan :)) Yaz Gelsin



 Uzun zamandır birşeyler yazmak istiyorum ama bir türlü kelimeleri buluşturamıyorum. Hani olurya bazen, çok şey anlatmak istersiniz ama tek bir cümle dahi kuramazsınız... Yazmayı denemeden önce en sevdiğim blogların yeni postları gelmiş merakla okudum. Derken farkettim ki içim huzurla dolmuş:) Sonra anladım ki huzursuz olmamak huzurlu olduğumuz anlamına gelmezmiş. Sevgili Hestia 'nın önce yeni postuna, sonra eski postlarına şöyle uzuun uzuun bakarken bir de baktım içim huzur bulmuş :)  Çok uzun zamandır sizinle paylaşmak istediğim bir fotoğraf vardı, hemen aşağıda:) Bu ağaca bakmak beni inanılmaz mutlu ediyor, umarım sizi de mutlu eder... 

Sevgili Lila Moonlight' a bu harika fotoğraf için çok teşekkür ediyoruz:))

Kelebekler bana hep mutluluğu anımsatır, büyük ihtimal size de:) Elmayla birleşince daha da cıvıl cıvıl olmuş:)




Dünden beri tatil hayalleri kuruyorum, kendimi suya atlarken hayal ediyorum, e tabi bu durum rüyamıda etkilemiş olacak ki dün gece Muğla Dalyan' a benzeyen bir yerde tatildeydim. Dalyan en sevdiğim yerlerden biridir. Kral Mezarlarının karşısında nehir kenarında şirin bir pansiyon, İztuzu Plajı, nil kaplumbağaları, tekne turları... Yaz gelsin bir an önce, lütfen lütfen :))


Nehir kenarında ki pansiyolardan birinde kalıyorsanız, sizi İztuzu Plajına götürmek için teknelerle pansiyonunuza kadar gelip alıyorlar. Plaja kadar harika mini bir tur oluyor:)


 


Bu fotoraf sanırım diskonun olduğu yerden çekilmiş:)


 


Bu dev kaplumbağalar 100 yıl kadar önce Nil Nehrinden gelmişler, nasıl bilemiyorum :) Ve kendilerini hala Nil Nehrinde sanıyormuşlar:)) Sabah kalktığınızda nehir kenarında onları besleyebilirsiniz, ben onlar gittikten sonra yüzmeyi tercih ediyorum ama tabi  seçim sizin, birlikte yüzmek istersiniz belki:))




Çamur banyosuna gitmeyi henüz başaramadım, neden bilmiyorum ama:) aldığım duyumlara göre harika ve çok faydalıymış, mutlaka gitmek lazımmış, bu yaz çamur banyosında buluşalım, ne dersiniz :) ? 




Bu harika yatak kiralık bir villadaymış. Bayılıyorum bu modele, otel ya da pansiyon tercih etmezseniz aklınızda olsun :)




O kadar anlatmışken İztuzu' nu göstermemek olmaz:)




Tatil planlarınızı yaparken Dalyan' ı unutmayın derim. Ayın sekizinde zorlu bir sınav beni bekliyor. Şimdi ders çalışma zamanı. Sevgiler:)

15 Ocak 2012 Pazar

Çekiliş Var :)

 Karşıma çıkan ve küçük ya da büyük ödül veren çekilişler her zaman ilgimi çekmiştir. Çünkü ne kadar şanslı olduğumu görmek ve buna daha da fazla inanarak evrene doğru mesajı göndermek işe yarar diye düşünüyorum. 
 Dışarıda her yer bembeyaz. Yıllardır hasret kaldığım bu manzaranın tadını çıkarırken bir yandan da farklı bloglar keşfediyorum. İşte bu da onlardan bir tanesi. Hem de tam hediye zamanında bulmuşum. Belki sizde 38 numara ve bana lise yıllarımı hatırlatan bu şirin bu ayakkabı için şansınızı denemek istersiniz:)  Just a Dream






12 Ocak 2012 Perşembe

Mabel Matiz Konseri







Güzellik görecelidir, tıpkı doğru ya da yanlışın göreceli olması gibi. Ben Mabel Matiz şarkılarını çok beğendim. Kim olduğunu merak ettim ve öğrendim ki kendileri aslında İstanbul Üniversitesi Diş Hekimliği mezunu... Üstüne bir de İstanbul Bilgi Üniversitesi' nde İnsan Hakları Hukuku yüksek lisansı yapmış. Gitar ve şan dersleri ise lise yıllarına dayanıyormuş.





Alper Erinç ve Alper Gemici ile birlikte kendi adını taşıyan ilk albümünü 2011' de çıkardı.




Farklı tarzı ve yorumuyla birçok insanın beğenisini kazanan Mabel Matiz 13 Ocak 2012' de Bursa Resimli Bar' da. Duyrulur :)





31 Aralık 2011 Cumartesi

Hoşgeldin Yeni Yıl :)


Veee yeni yıla saatler kala hazırlıklar tam gaz devam ediyor. Ben hazırlıklarımı tamamladım ve geri kalanları beklerken bu yılın muhasebesini yaptım, sizlerle paylaşmak istedim :)


Yeni yıla hep yeni umutlarla kucak açtık :)




Çoğu zaman yeni aşklar, yeni bir iş, belki bir bebek için kalplerimizi coşturduk.



Sadece biz mi, alışveriş merkezleri bile kalbimizi ısıtmak için herşeyi yaptı:)



Peki bütün bir yıl nasıl geçti?



Metrolarda gün batımına karşı uzuuun bekleyişler...



Arkadaşlarla kısa turlar...



Kış geldi yazı hasretle andık...



Düğünler geldi geçti....



En masum aşklar yaşandı :))



Biskolata reklamları anıldı:))



Nasılsa daha da batamaz diyerek batan gemilerin dümenine tersten geçildi. 



En sevilenlerle şampanya patlatıldı:)



Kız kıza alışverişin tadına doyum olmadı:)



Yeni yıla hazırlıklara erkenden başlandı...



İlk hediyeler kendimize alındı...



çoookkk sevdim seni yüzüğüm, hoşgeldin :))



Nerede nasıl kutlasak ki diye düşündük???



Ev partisi?




Aile?




Fasıl???



Akışına mı bıraksak???



Kalbimize mutluluk verecek şekilde girelimde nasıl olursa olsun gerisi dedik ve geçmişi hatırladık:)



Fotoğraf çok kötü görünse de geçen yılbaşı gecesi gayet keyifliydi...



Daha keyifli geçeceğine inandığım bu yıl umarım hepimize istediklerimizi armağan eder. Sevgiler...



27 Aralık 2011 Salı

Ayrık Otu Temizliği

 Bir yandan hayatımda monotonluk haline gelmiş kargaşaya ayak uydurmaya çalışıyorum, bir yandan da kendimi mutlu edecek fırsatları yakalamaya... Dün keyifli insanlarla keyifli sohbetler günüydü adeta. Keyifli başlayan günüm alışveriş kargaşasıyla sonlandı. İtiraf edeyim ben türüme ihanet ediyorum ve alış-veriş yapmaktan, mağaza gezmekten pek hoşlanmıyorum.

 Hediye faslını hemen hemen tamamladım. Yaptığım listedeki insanlar yerine kendime bir sürü hediyeler aldım, bu gerçekten çok eğlenceliydi. Beni affedin bencilce gelebilir, ki öyle ama tüm o elbiseler gerçekten harika :)

 Neden olduğunu asla anlayamadığım ve anlayamayacağım şeylerle yüzleşiyorum. İnsanların içindeki iyilik kadar açık yüzlerine koydukları kötülüğü görüyorum. İçlerinde büyüttükleri zehirli sarmaşıkları nasıl nefesimizi kesmek için kullandıklarını... Ama oyunlarına katılmıyorum. Ve yola ayrık otlarını temizleyerek devam ediyorum. Yeni yıla az kala sevgilerle bugunun şarkısını sizlere armağan ediyorum :)


15 Aralık 2011 Perşembe

Entel Köy Efe Köy' e Karşı




İşte tam da buydu film boyunca yüzümdeki ifade. Eve gelir gelmez sizlerle paylaşmak istedim. '' Entel Köy Efe Köye Karşı'' dan bahsediyorum elbette. Bir Ege Köyüne gittiniz mi hiç bilmiyorum ama, eğer yolunuz düştüyse benzer sahnelerle karşılaşmışsınızdır. Filmin sanki senaryo değil gizli kamera çekimi olduğunu sanıyor insan. Ben komedilerin küfürler ve müstehcenlik içermesini tasvip etmiyorum ve bu film bolca küfür içeriyor, ancak tüm o küfürlerin yanı sıra arkada verilmeye çalışılan mesajı, sadece doğallığı alıp üstüne de mesaj eklediklerini  gördüğünüzde çok da önemsemiyorsunuz bu durumu.

Film boyunca dikkatimi çeken günlük hayatta da çokça yaşadığımız iletişim eksikliği sorunu oldu. Aşkın bir insanın sınırlarını nasıl aştırdığı, ön yargının ne tür saçmalıklara yol açabileceği, bir de insan olmanın bir gün ak dediğine bir gün kara diyebilmek olduğunu gördüm. 
Filmde Ege Bölgesi türküleri de yer almakta. Hepsi eğlenceli ve çok hoş türküler. Ayrıca anlatıcının olduğu sahnelerdeki müzikler doğrusu tek kelimeyle harika. Elimde bir defle orada olmak inanılmaz keyifli olurdu. Köyde verilen rock konserinde rock ve yerel müziğin harmanlanması çok hoş olmuş. Dinlemek isterseniz fragmanda 1:51. saniyede yer alayor.

Son olarak organik tarım ve turizm ile ilgili uygulamalar, kısacası film keşke gerçekten yaşansa. Keşke demekten hoşlanmıyorum. Umarım filmde yaşananları örnek alıp elimizdekilerin kıymetini biliriz, hepimiz :) iyi seyirler...











Hold On To What You Believe





 Bazen öyle bir hal alır ki hayat ne yeter artık bitsin deyip gidebilirsiniz, ne de oh ne ala deyip kalabilirsiniz. Ve bir şarkı dinlersiniz, sözleri yaşadıklarınızdan apayrı şeyler anlatır, nameleri ruhunuzu dansa kaldırır. Sanki kelimeler bambaşka anlamlara bürünürler. Ve bilinenin aksine sizin dertlerinizi anlatır, dertlerinize ağlarlar. Daha önce paylaştım sizlerle bu şarkıyı biliyorum, ama yine paylaşmak istiyorum. İçimi titretirken hem beni hem benle alakası olmayan şeyleri anlatıp günüme renk kattı. Unarın bugununuze renk katacak sesler kulağınıza dolar:)

6 Aralık 2011 Salı

Mabel- Söylese O Ben Söyleyemem

 Zaman zaman gerçekten unuttuğumuz, ama aslında üstünü örttüğümüz, bazen aşk, bazen ölüm, bazense insan olmanın getirdiği ayrı düşmüşlükler rüzgarlarla eser geçer, kulağımıza fısıldar neleri asla unutmamız gerektiğini. Kafamızın içinde konuşan iki kişidir, ama bir ordu kadar çok ses vardır. Güneşin batışını izler ve yine unutarak uyanırız bir sonraki güne...

5 Aralık 2011 Pazartesi

Mim' lendiM

Ve bir gün birde bakmışım mimlenmişim:) Her yazısını severek beklediğim blog yazarım nazsevik beni mimlemiş, öyleyse sorulara hemen cevap vereyim:)

1. Blogunuzu tüm eş, dost ve çevrenize söylediniz mi? 
Çok sınırlı sayıda insana direk olarak yazdığımı söyledim. Ama bazı yazılarımı sosyal platformlarda paylaşıyorum. Aslında hayatımın birçok alanında olduğu gibi bloğuma da gereken özeni göstermediğimden fazlaca paylaşmak istemedim diye itirafımı bir köşeye iliştireyim...


2. Blogunuzu ileride çocuklarınıza gösterecek misiniz?
Elbette bunu isterim. Ancak önümüzdeki 10 yıl için çocuğum olması gibi bir düşüncem yok. Çocuğum olup okumayı öğrenmesi için en az 15 sene var. Ben o zamana kadar bu tür teknolojiler ortadan kalkar, müzelik olur diye düşünüyorum:))


3. Blogunuzu eşiniz/ sevgiliniz biliyor mu? 
Gizli işler kulağa eğlenceli gelebilir ama sevdiklerimden gizli birşeyler yapmak bana keyifli gelmiyor.


Benimde birilerini mimlemem lazım, eeen zoru sanırım bu kısmı:) Veee büyük uğraşlarım sonucu ben de LILAMOONLIGHT VE Sernur IŞIK 'mimliyorum. Kolay gelsin :)

Kasım' a Anlamlı Veda



 O kadar uzun zamandır yazamıyorum ki, anlatacağım onlarca şey birikti. Güzel bir Kasım ayına İstanbul ile birlikte veda ettikten sonra, turuma İzmir' le devam ediyorum. Yeni yıl için geri sayıma 39 günden başladım, birazdan 6 Aralık olacak, çoook az kaldı :) Kime ne hediye alsam kısmını hiç zorlanmadan kafamda hallettim, tabi evdeki hesap umarım çarşıya uyar ve sevdiklerim için hayal ettiğim hediyeleri bulabilirim. 

 İstanbul' un trafiği şehre adım attığım andan itibaren beni yorsada İstiklal Caddesi' nde içtiğim kahve ve sevdiklerimle bir arada olmanın verdiği coşku tüm yorgunluğumu unutturdu. En en yakınlarımdan biri, Elvin ve lisedeyken kavgalarımız dolayısyla herkesin bizi tanıdığı eski sıra arkadaşım buluştuk. Önce geçmişin gerginliğini yaşamayalım diye sanırım, büyük akvaryumu dolaştık. Rehabilitasyon işleminden sonra, Elvin' ciğimin doğum gününü kutlamaya hazırdık. Uçuk, sıradışı, çok eğlenceli şeyler yapmanın dışında sadece oturup konuşmanın bile zevk verdiği insanlarla zaman geçirmenin rahatlığı yeni yıl öncesinde baya iyi geldi doğrusu.

 İstanbul turum ertesi gün de üniversiteden bir arkadaşımın öğretmenler günü kutlamasıyla şenlendi. Sıkışık masalarda birbirimizi duymadan saatlerce oturduk ama, neyseki yeni tanışsak ya da fazla duyamasak da muhabbet keyifliydi. Buluşma öncesi maruz kaldığım soğuk yüzünden fazla muhabbetçi olsam da :)) gece eğlenceliydi. Tüm İstanbul tayfası, sevgiler:)

 Yeni taşındığım evimin hemen yanında kurulan semt pazarından geçerken, zara zara diye bağırdıklarını duydum ve baktığımda Zara' dan yaz başında aldğım bluzun aynısının muhtemelen 5' de biri fiyatına satıldığını gördüm. Artık sahte mi, ihrac fazlası mı bilemedim ama bu adaletsiz fiyat dağılımı hiç hoş değil doğrusu:D

 Yeni yıla çok az kala bu sene hepinize istek listesi yapmanızı öneriyorum. Geçen sene benim işime yaramıştı. Bu sene daha kapsamlı bir listeyle geliyorum yeni yıllll bekle beni :)



15 Kasım 2011 Salı

 Biraz önce keşfettiğim bir blogda beklentiler, insanlar ve hayat kırıklıklarını düşündüren bir yazı okudum. Hayal  kırıklıkları geçer, ama o hayaller hayat kırıklığı yapmaya görsün...
 İster hayal ister hayat kırıklığı olsun, kadınlara AVM' lerde alışveriş puanı olarak geri mi dönüyor nedir:D Canı kırılan alışverişe. Ne kadar güzel bir yol aslında. Bana iyi gelmiyor maalesef ki. İşe yarasaydı canım mı sıkıldı hooop alışverişe, gitsin dertler gelsin yeni trendler:)) Daha gençken geleceğe yatırım yapmak sadece bankaya para atarak olmaz, kıyafetlerde yatırım diyorsanız mutlu alışverişler:)

7 Kasım 2011 Pazartesi

Yollar ve Yollar :)



  Güzel koşuşturmalar dönemi başladı. Her yıl yaz dönemiyle sınırlı olan yolculuklarım bu yıl bir hayli uzun sürecek anlaşılan:) Ama ben mutluysa hiç yorulmayanlardanım ve hiç ama hiç yorgun değilim. İşte yol arkadaşım olan şarkılardan biri. Keyifli günler...

21 Ekim 2011 Cuma

Kaybedenler Kulubu My Woman


'' Aşık olmak anlık bir şey, birden herşeyin çok parlak göründüğü, birden en pastel renklerin bile ısınmaya başladığı, birden tüm yemeklerin çok daha lezzetli olduğu bir an bu... İnsan karar vererek aşık olmaz, sadece bir bakar olmuş...'' Aşk dolu günler :)


BEIRUT Cliquot



Şarkıların sözlerı ne derse desin sevginin yolu hep bir oldu, kalp hep o bildik mutlu atışlarla doldu... Günlerden en kötü gün sevmelerden en umutsuzu bile olsa...

19 Ekim 2011 Çarşamba

Wrong Side Of The Road- Kaybedenler Kulubü




Yolun hep yanlış tarafındadır bazılarımız, bilerek, isteyerek ve kendilerine bile yalanlar söyleyerek...

26 Şehit Binlerce Yürek

 Giderek artıyor sayıları. Her gün binlercemizin yürekleri acıyarak uyanıyoruz yeni güne. Ateş düştüğü yeri yakar, her birimizin evi bir başka mehmetçiğe yuva ve her şehitte, her giden mehmetçikte hepimizin evine acı düşmekte. Kimimiz nefretle yanlış taraftakilere küfretmekte kimimizse anlamamakta, bu kadar kısa bir yaşam nefret etmek için çok kısa değil mi? Vicdanları sızlamadan meclisten açıklamalar yapan, beyinleri normalin dışında bağlantılar kuran yaratıklar umuyorum ki bu vatan sizlerden yaptıklarınızın hesabını soracak. Yeni güne bir şehit daha vermeden uyanmak dileğiyle.

7 Ekim 2011 Cuma

Ruhunla Sevmek

''Ruhunla sevmek''... Aslında farklı birçok açıdan yaklaşıp hepsine ikna edebilirim sizi. Sevmek, kalple ruhla yada herneyle kimle ise farketmez, öyle kişisel öyle özel bir konudur ki... Birimiz sevmeyi bilmeyiz, yada bunun için yaratılmamışızdır, sevmek yok deriz, birimiz öyle çok kırılmışızdır ki varlığını reddettiğimizde ona inanmayan varlığımızın bir daha asla bu nedenlerle kırılamayacağına inanırız. Birimiz hayatta farklı şeyleri farklı önem sırasına yerleştirmişizdir ve daha az kırılır, daha çabuk atlatırız. Dediğim gibi kim ne derse, düşünürse, hissederse gerçek odur.
 Bizi birbirimizden ayıran, farklı gelişim gösteren egolarımızın bizi korumak adına neler yaptırabileceği, korunmayı nerede nasıl sağlayacağını düşündüğü ile ilgilidir ruhunla sevmek. Bu tür bir sevgi mümkün değildir, çünkü asla bir başkasına tam anlamıyla güven duyamayız. Bu da karşımızdakinin farklılıklarında kötü niyetli olmayan davranışlarında bile kırılmamıza sebep olur. Ancak bir beklenti içinde değilsek, ki bu platonik aşk dediğimiz, benim psikolojik bir sorun yada saplantı olarak değerlendirdiğim durumlarda oluşur. Bu kişilerin geçmişleri incelendiğinde bu ''sevgi''nin farklı sebeplere dayandığı görülür.
 Homo sapiens tarafımızdan gelen iç güdüler, onlar başlangıç için doğrudur, ama sonrasında devreye giren duygular ve alışkanlıklar, çok önemli bir hastalığı olduğunu öğrendiğimiz aşkımızdan vaz geçmemize sebep olmaz, en azından az da olsa karakter kırıntısı taşıyorsak böyle olacağına inanıyorum. Bir de güzellik görecelidir, kişiler bu doğal seleksiyon seçiminde kendi durumlarına göre uygun eş seçerler, mesela bir bilimsel araştırma ter kokuları benzer olan insanların birbirinden hoşlandığını kanıtlamış. Kokular, algıladığımızı farkedemediğimiz hormon kokuları ve bildiğimiz, bilmediğimiz birçok farklı etken eş seçimimizi etkiler. Ve bu seçimler tamamen egomuzun geçmişte nasıl şekillendiğiyle ilgilidir.Egomuz bizim seçimlerimizi etkiler. Ruhunla sevmek, ki eğer sevmek diye birşey varsa, ben ruhunla aşık olmak diyebilirim buna, bu kopmlekslerimizden, korkularımızdan arınmış bir şekilde cesurca yaşadığımız ve sahip çıktığımız aşkımızdan başka birşey değildir. Yani sadece biraz cesaret...Umarım az da olsa sorunuza cevap verebilmişimdir.

4 Ekim 2011 Salı


Kulağımda kocaman kulaklıklarım, kucağımda laptopum İstanbulun rengarenk çiçeklerine, boğaza, kız kulesine merhaba ve hoşça kal bakışları fırlatıyorum umutla ve bambaşka ama bir o kadar da tanıdık bir şehrin gecesine merhaba demeye sabırsızlanıyorum.  Şekillenmemiş onca şey arasında çirkinliğini, şekilsizliğini fark edemediğim onca şeye veda ediyorum. Ve sabırsızlanıyorum yeni maceralarım için,  keşke kahve falları işe yarasaydı J patikamın tozunu ordan oraya savura savura giderken herkese iyi, yeni yolculuklar dilerim…