8 Eylül 2011 Perşembe

Üsküdar' a Giderken

 Üsküdar' da sahilde, Kız Kulesine şöyle uzaktan bir bakış atarak yudumladık çaylarımızı sevgili yol arkadaşımla birlikte. Uzun zaman sonra denize nazır keyifli bir sohbet etmek içimi ferahlattı doğrusu. Ve İstanbula aşık olanların ne kadar haklı olduklarını anladım bir kez daha. Gerçi aynı şeyi İzmir için de düşünmüştüm, belki de şehirler içlerinde barındırdıkları sevdiğimiz insanlar doğrultusunda  önem kazanıyordur?

 Paylaşmak istediğim bir diğer konu da insanlara size yaptıkları kötülüklere rağmen nefret göstermezsiniz bazen. Yitip gitmiştir bir şeyler ve artık nefret etmenin bile gereği kalmamıştır sizin için. Aslında başlarda karşınızda ki de aynı şekilde davranır, ama zamanla sizin rahatlığınızın nedeninin sadece gerçekten öyle hissetmeniz olduğunu anladığında öfkesini kusar... İşte ben bu zamanlarda tam olarak kahkaha atıyorum. Ben de dahil herkes hakettiğini yaşar, doğru zaman, doğru mekan, doğru sevgili, doğru dost vs. elbette önemli ama asıl önemli olan bizim kendimize neyi layık gördüğümüz. Elbette karşımıza herşeyin doğrusu pat diye çıkmayabilir, zaman alabilir. Ancak biz neyin ne kadar doğru olduğunu görebiliyorsak  kendimizi acıya boğmak zorunda kalmıyoruz. Umarım herkes sakin, mutlu ve kendi yolunda olmayı öğrenir...

4 Eylül 2011 Pazar

Kırmızı Ayakkabılar ve Mutluluk

 Para insana kalıcı bir mutluluk getirmez, eğitim insana mutlu olmayı öğretemez. Mutlu olmak var olmaya başladığımız anda bizimle birlikte yavaş yavaş büyür, neye göre kime göre değişir bilemem ancak hepimizde başka başkadır mutlu olma ya da mutluluğu itme yolları. Bazılarımız deneyerek öğrenir neler yapmaması gerektiğini. Bazılarımızsa 70 yaşına da gelse asla öğrenemez mutlu olmayı. Kendine acıyarak insanları suçlamak her an, her olayda mutsuzluğu içine çekmek zevk verir, kolay gelir. Kırmızı büyülü ayakkabılarınız bile olsa eğer siz gerçeği görmüyorsanız mutlu olamazsınız. Çünkü mutluluk büyüyle değil zeka ile elde edilir...

2 Eylül 2011 Cuma

Drinking Buddies


  Hayatınızda bazı insanlar vardır ve hiçbir sebep olmadığı halde diğer herkesten daha fazla önemsersiniz onlarları.  Benim seni önemsemek için birçok sebebim var aslında ama tüm o sebepleri seni önemsemeye başladıktan sonra görebildim. Sabahlara kadar saatlerce katıla katıla güldüğümüz, iskambil destelerini hiç olmadıkları kadar eğlenceye bürüdüğümüz, uykusuzluktan öldüğümüz halde herkes uyusunda tavlada beni yen diye beklediğimiz ve yeşil ışığı birlikte gördüğümüz sabahların hiç bitmemesi dileğiyle. İyi yolculuklar en sevgili arkadaşım, Teyzeciğim. Seni seviyorum.

22 Ağustos 2011 Pazartesi

Aşkın Hali-Hazır Kapları

‘’Yaşamak ümitli bir iştir sevgilim. Yaşamak seni sevmek gibi ciddi bir iştir.’’ Demiş sevgili Nazım Hikmet Ran. Aşkın sevginin önemini anlatmış… Çoğu zaman ne kadar da doğru söylemiş deriz içimizden. Hele ki aşk kapımızı çalalı çok olmadıysa… Halbuki sevgi diye bir şey yoktur. Aşk, tutku, nefret ve başka birçok duygu gerçektir. Bir tek sevgi hariç. Çünkü yaradılıştan yalnızdır insanoğlu. Ve yalnızlığını unuttuğu yegane zamanlar bir başka insanla köprüler kurduğu, yani duygularının doruk noktasına ulaştığı anlardır. İşte bu duyguları avucumuza koyan insana hissettiğimiz bağlılıktır sevgi sandığımız şey. Bu bağlılıkta kişisel algılanmamalı aslında, yine bir bencillik yapıp o hissi yaratabilecek tek insan diye bağlanırız birbirimize. Eğer sanıldığı gibi bir sevmek olsaydı bitmezdi yada biten bir ilişkiden sonra yeniden sevmek mümkün olmazdı.
Filmlerde anlatıldığı gibi bir sevgiye hiç rastlamadım ben  şimdiye kadar… Allah aşkına kim başlattı şu Türk Sineması aşklarını. Ve biz de neden bu kadar geç anladık aşkın hali-hazır kaplara sığdırılamayacağını… Hepimiz birer kar kristaliyiz. Ve her aşk iki kar kristalini birbirine bağlayan bir bağdır aslında. Yani her aşk farklıdır, farklı yollarda yürütür insanı, farklı yaşanır, farklı şarkılar söyletir bize. Öyleyse neden aşıksa şöyle yapar, günde beş kez arar, sinemada elimden tutar… deyip durur üstüne bir de :
--aa gördün mü Cansu, bana kapıyı açmadı. Yok yok kesin beni sevmiyor,  diye dert yanarız, neden?
Cevap veriyorum: Aşık olan insan artık milliyetini değiştirmiştir. Yeni bir dili vardır. Ve bu dil evrenseldir. Kültür farkı, dil, din, ırk, yaş hiçbir şey tanımaz. Ama atladığımız nokta diller de kendi içinde lehçelere ayrılabilir. Ki bu durum bazen aynı dili konuşan iki insanı bile birbirini anlamaktan alıkoyar. Sizinle aynı lehçede insanlarla yeni bir güne uyanmanız dileğiyle…

2 Ağustos 2011 Salı

Hayatımda Ne eksik?


Herkesin bir çocukluk kahramanı vardır derler. Bir masal kahramanı, bazı çocuklar için babaları, kimileri için bir komşu ya da abi ama her çocuğun hep bir kahramanı olmuştur . Geriye dönüp baktığımda hayatımdaki tek eksiğin bir kahraman olduğunu farkettim. Artık büyüdüm, kahramanlara inanma yaşımı geçtim belki ama yine de hepimizin bir kahramanı olmalı ve her gülümsediğimizde elimizi tutmalı : )...

14 Temmuz 2011 Perşembe

Ne Mutlu Türküm Diyene

Güzel ülkemin güzel insanları Fenerbahçe ve şike bombasının etkisinde sallana dursun, DTK Eşbaşkanı Aysel Tuğluk, demokratik özerkliği ilan ettiklerini açıkladı. Bu örgütler, şahıslar kimdir diye baktığımızda, meclisin içinde ve dışında çoğunluğun sesini duyurmak yada demokratik toplum olmanın gerekliliği gibi bahanelerle, değişik isim ve oluşumlar şeklinde hayatımıza sokulmaya çalışılan terör örgütü PKK olduğunu çok net görüyoruz. Ve malesef ki amaçlarına emin adımlarla ilerlemekteler. Sayın Banu Avar' ın 14 Temmuz' da ki yazısında dediği gibi Sevr yeniden ilan edilmeye çalışılmakta, bütün adımlar kılıfına bir bir uydurularak iç savaş ve 13 şehidimiz gibi daha bir çok katliama neden olacak durumlar yaratılmaya çalışılmakta. 

İddia edildiği gibi bundan bir asır önce birlikte savaşan insanların torunları birbirlerini öldürmemekte. Çünkü bugun birçok askerimizi şehit eden, doğuda köylerde sözde haklarını savunduğu insanların kundakdaki bebeklerine varana kadar ölüme susamış terör örgütünü kürt halkıyla özdeşleştirmek doğru değildir. Kürt halkını temsil ettikleri iddia edilen ve eğitimsiz birçok insanı amaçlarından çok farklı vaatlerle kandırarak meclisimizi kirleten ve adına demokratik özgürlük gibi aslı astarı olmayan isimler veren bu insanlar, teröristler, daha fazla meclisimizi kirletmemeli. Az sayıda da olsa Ne Mutlu Türküm Diyen herkes 17 Temmuz da şehitlerimiz ve milli bütünlük için kendi illerinde olan meydanlarda buluşmak dileğiyle. 


3 Temmuz 2011 Pazar

Bipolar Bozukluklar

Bir şiirde de denildiği gibi kelimelerin kifayetsiz kaldığı, günahlardan asla arınılmayan zamanlar vardır, ve sırf siz fırsat vermediniz diye günahlarıyla başbaşa, yıllarca kendi yüreğinde mahkum kalmak zorunda olan insanlar... Bir cesetle aynı odada yaşamak gibi... İşte bu kutlu gün gelip çattığında, cesetleri ve vicdanları terkettiğimizde yeni adımlar atmaya cesaretimiz olduğunda, yeniden başlar hayat. Çünkü bilmeliyiz ki günah işlenirken tövbe etmeye karar verdiyse insan o odadan asla çıkmamaya yemin etmiştir çoktan. Yani kapıları kilitleyen, fırsat vermeyen değil kutsal yeminle odanın bekçiliğini üstlenendir. Ve kimsenin gücü bir başkasını yolundan çevirmeye yetmemiştir şimdiye kadar.

23 Haziran 2011 Perşembe

Sevgiliye Mektup

                                                        
''Tek ihtiyacım olan ruhumu bir kereliğine özgür bırakmaktı oysa. Biliyordum sonrası kendiliğinden gelecekti. Yaşamın tüm kaygılarından uzak, bir kuş kadar özgür ve mutlu olmak için tek ihtiyacım olan demir atmaktan vazgeçip kendimi kimsem ilan etmekti. Evet işte bunu yapabildiğim an asla kimsesiz kalmayacaktım. Ama her yeni aşk umudunda kendime ihanet etmekten hiç vazgeçmedim. Evet evet ihanetin en büyüğü hep kendime olandı. Ben kendimden başka kimseyi kandırmadım. Bu gidiş sevdamın bitişi değil sevgili sadece yanımdayken bile kimsesiz kalışlarıma bir yol bulma çabası. Söz veriyorum, kendime yaptığım bu ihaneti sana asla yaşatmayacağım, ve seni hep o en güzel en mavi bakışınla hatırlayacağım''

19 Mayıs 2011 Perşembe

Çifte Deprem

     İçimde ki depremden sonra sabahı nasıl edeceğimi düşünürken, meksika dalgası gibi tüm ülkeyi sallayan deprem bu soruyu keşke hiç sormasaydım dedirtti. Yaşadığımız kararsızlıklar başka hayatlara acı veriyorsa tek sebebi yeteri kadar cesur olamamaktan gelir. Yüreğinizden cesaretin eksik olmaması dileğiyle.

29 Nisan 2011 Cuma

Bugune Merhaba

En büyük en güçlü imparatorluklar bile güçlü ordularına rağmen yıkılmaya mahkumdur. Başlayan herşeyin uzak ya da yakın mutlaka bir sonu vardır. Mükemmel arkadaşlıklar ne olduğu hatırlanmayan sebeplere kurban verilir, büyük aşklar büyük aptallıklara...Ve yıllar sonra insanın terkedemediği bir kendisi kalır, o da ne kadar kendiyledir, kim bilir... İçimizdeki yok etme arzusunun bizi yok etmemesi dileğiyle. Mutlu günler.

26 Nisan 2011 Salı

Pişmanlık

          Hiç bilmediği bir yerde kaybolamaz insan. Ne düşündüğünü ne hissettiğini anlamadan kendi içinde kayboluşları nasıl gerçek olabilir bu durumda? Bir insan kendini ne kadar iyi ne kadar yakından tanıyabilir? Eğer böyle birşey mümkünse bu varoluş sancıları, bu amaç arayışı son bulmalı. Öfkesine ya da ne olduğunu anlamadığı bir krize yenilip hata yapmamalı insan daha fazla. Evrim varsa biri anlatsın lütfen sadece fiziksel mi olur evrim? Ruhsal yüreksel evrimimiz ne alemde? Neden hala yok yere kırıyoruz birbirimizi ve neden hala pişmanlıklar duyup gözyaşı döküyoruz? Çok geç olmadan yaralar kapanmadan affettirmeli kendini insan...

24 Aralık 2010 Cuma

İki Dil

 Son günlerde herkesin kafasından bir ses çıkarmaktan çekinmediği bu konu da ben de bir iki şey söylemek istedim. Mecliste, kampüste, sokakta, kafede her yerde '' anadilde eğitim hakkımızdır bu hakkın elimizden alınması acımasızlıktır'' gibi konuşan insanlar görüyorum ve merak ediyorum, evinizde, sokakta, kafede her yerde size anadilinizde konuşmayı yasaklayan bir yasa var mı? Bu konuda herhangi bir yaptırım uygulandı mı? Dil kursları yasaklandı mı? Bilindiği gibi tüm soruların yanıtı HAYIR.
 Bazı vekiller mecliste kendi dillerinde konuşmak istiyormuş, merak ediyorum da Türkiye Büyük Millet Meclisi' ne girip devletin tüm olanaklarından faydalanan insanlar, siz o meclise girmek için adaylığınızı koyarken, yemininizi ederken bu ülkenin varlığını bu denli kabul edip benimserken nasıl bir şuursuzlukla devlet okullarında, mecliste dilimizi değiştirmeye çalışıyorsunuz. Bir ulusu ulus yapan en önemli unsur dildir. Dili yozlaşan bir toplum yok olmaya mahkumdur. Çarşıda pazarda gördüğüm Türkçe bilmeyen teyzeler gibi nesiller yetiştirmek toplum arasında kopukluklara yol açacaktır. Çok uluslu çok dilli bir toplum olarak renklerimize sahip çıkmak bizi ileriye taşıyacaktır. Ancak bunu gerçekleştirirken unutmamız gereken çok önemli bir söz var '' NE MUTLU TÜRKÜM DİYENE''.

9 Aralık 2010 Perşembe

Hayırlı olsun :)

 Bu günlerde okumakta olduğum ''Pozitif Gücün Büyüsü'' (Louise L. Hay) kitabına haksızlık olmasın diye çıkabilcek savaşlardan, sağda solda dolaşan o kötü haberlerden bahsetmek ya da evlilik programlarını eleştirip keşkelerden konuşmak yerine mutlu birkaç haber vermek istedim,  haber sitelerinde yaptığım taramalar sonucu rastladığım en iyi haber yumurta fiyatlarındaki düşüş oldu. Bir de yarın İstanbula kar geliyormuş, yakında Bursa' ya da gelir, yıllar yıllar aradan sonra kardan adam yapıp kartopu oynabileceğim :))